KıbrısKöşe YazarlarımızManşet

İstihbaratın medyadaki adamları…





Bazı gazetecilerin devletin içindeki karanlık yapıyı gözlerden saklayabilmek için neler yaptıklarını bugünden görüyoruz

Geçen hafta 6-7 Eylül Olaylarında medyanın rolünden söz ederken Vikipedi’den yaptığım alıntıyla İstanbul Ekspres gazetesini çıkaranların isimlerini sıralamış, Abdi İpekçi’nin de adını aktarmıştım.

Yazının yayınlanmasından sonra gelen dostane bir not, İpekçi’nin o tarihte Ekspres gazetesinde olmadığını hatırlattı.

Vikipedi adına bir düzeltme ve özür gerektiren haklı bir uyarıydı.

Abdi Bey, İstanbul Ekspres’te çalışmıştı ama gazetenin sahibi olmadığı gibi 6-7 Eylül Olaylarının tertip edildiği 1955 yılında da o gazetede değildi.

Milliyet’e geçmişti.

***

Abdi Bey’i hep ciddi duruşunun ardında gizlenen sevecenliğiyle anımsarım. Zor günlerin dostu idi.

Daha önce de yazmıştım, babam Sağmalcılar Cezaevi’nde yatarken Abdi İpekçiMilliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü’ydü. Babama yazı dizileri ısmarlar, onları imzasız yayımlardı. Babam evin ekmek parasını hapishane koğuşunda yazdığı o dizilerden çıkarırdı.

***

Bugün 6-7 Eylül Olaylarında medyanın rolünü yazarken ne tuhaf bir rastlantıdır ki günümüz medyasındaki istihbarat elemanları ve onların 15 Temmuz’daki işlevleri de tartışma gündeminde yer alıyor.

15 Temmuz dönemi maskesiz bir halde çok daha ciddiyetle ve derinlemesine muhakkak ortaya çıkarılacak.

“Medya” görüntüsü ardındaki tonlarca irin ortalığa iyice dökülecek.

6-7 Eylül’den bugüne onca zaman geçti ama medyanın devletle olan tuhaf ilişkileri bu ülkede hiç değişmedi.

***

Önceki gün okuduğum bir yazı ise 6-7 Eylül Özel Harp “işinin” medya ayağına biraz daha ışık tutuyordu:

“Türk basınında MİT’in varlığı, herkesin bildiği ‘sır’ olarak her dönem tartışıldı.

Sadece İstanbul Ekspres veya Hürriyet değil, diğer gazete ve dergiler de devletin ve hükümetin propaganda cephesinin birer organıydı.

6-7 Eylül’ün üçlü ayağından biri de Türk basınıydı.

O günlerde gazetelerin neredeyse her günkü manşeti, Kıbrıs’tı.

6 Eylül’de İstanbul Ekspres’in rolü, haberin şok etkisiyle yüz binlerce insana ulaştırılmasıydı.

Her zaman 20 bin olan baskı, bomba haberiyle 150 bin veya 290 bindir.

Gazetenin sahibi Mithat Perin’in istihbaratçı kimliği ve bomba fiili hakkında düşünmeye değer.

Mithat Perin, 1962’de Kayseri Cezaevi’nden MAH [MİT] Başkanı Fuat Doğu’ya yazdığı mektupta, geçmiş yıllarda servisin verdiği hizmetleri yaptığını itiraf etti ve devamında, hapisten çıktığında kendisine mali yardım, resmî ilan ve kredi kolaylığı sağlanması halinde komünizme ve Kürtçülüğe karşı gazeteciliğe devam edeceğini ifade etti.” (Nevzat Onaran -İstanbul’da 6-7 Eylül ‘kontr-plan’ hedefine ulaşıldı-2)

***

Basın tarihine baktığımızda devletin bütün kirli işlerinde “medya” ayağını görüyoruz.

Medya bir propaganda aracı olarak kullanılıyor ve devletin bazı birimleri tarafından yönlendiriliyor.

6-7 Eylül bunun çok somut bir örneği olarak tarihe geçti.

İstanbul Ekspres manşetiyle kitlelerin galeyana gelmesinde önemli bir rol oynadı… Orgeneral Yirmibeşoğlu’nun itiraf ettiği gibi devletin bazı birimleri de o kitleleri suça yöneltti.

***

Devletin içinde bazıları suç işlemeye bu kadar meyilliyken ve devlet görevlileri işledikleri suçlara rağmen genellikle paçasını kurtarırken, bu tür suçları engellemek çok zor.

Toplum bu suçları soruşturmak için Susurluk gibi birkaç fırsat yakaladı ama o fırsatlar da heba edildi.

Bugün Hablemitoğlu cinayetiyle ilgili yeni bilgilerin ortaya çıkması, “Kontrgerilla” gibi, “Gladyo” gibi, “Ergenekon” gibi çeşitli isimler taşıyan “devlet içi suç örgütlerinin” temelinden soruşturulması için bir fırsat daha yarattı ama “medya” bu olayın üstüne de yeterince gitmedi.

İlerde birileri “basın tarihini” yazdığında sanırım bu olaydan ve bu olayda medyanın rolünden de söz edecek.

Bazı gazetecilerin devletin içindeki karanlık yapıyı gözlerden saklayabilmek için neler yaptıklarını, nasıl hedef saptırmaya çalıştıkları zaten daha bugünden görüyoruz.

***

Bitirirken de Abdi İpekçi ile ilgili sevindirici bir haber vereyim:

Milliyet’te yazdığı yazıları toparlanıyor. Orada babamın Milliyet’e girişi de var, Abdi İpekçi’nin “itfaiyeci olmak istediğini” yazdığı sınav kâğıdının hikâyesi de…

Basın tarihi açısından eksikler ve yetersizlikler biraz daha giderilmiş olacak.

Haftaya kaldığımız yerden devam…

—–
Görsel:  Pavlofox (Pixabay)













Başa dön tuşu