Köşe Yazarlarımız

Demokratik Sosyal Hukuk Devleti





Bir süredir yazmıyorum. Yazamıyorum… Nerden başlasam ne yazsam bilemedim…

Bilenler bilir sağ görüşülü bir ailenin üyesiyim. Rahmetli Babam, 1974 Barış Harekatı’nda Kıbrıs’a gelmiş,

Savaştan sonra rahmetli annemle tanışmış, evlenmiş ve Kıbrıs’a yerleşmiş. Sonra da ben ve kardeşim dünyaya gelmişiz.

Dayılarım, Kıbrıs Toplumsal Direnişin mihenk taşı olan Erenköy’de savaşmışlar… Babam ve dayılarım KKTC’nin kurulmasında siyasetin şekillenmesinde önemli roller üstlenmişler…

Ve ben… Böyle bir ailede dünyaya geldim.

Cumhuriyetine, milletine bağlı olmanın önemi ile büyüdüm, bunu hayat felsefesi yaptım.
Hukuk mesleğine gönül verdim. İyi bir akademisyen olmak için çalıştım ve şimdi bilim dünyasında hatırısayılır bir yerdeyim…

Mesleğime olan bağlılığım, ülkeme olan sevgim zaman zaman beni büyük açmazların içinde bırakıyor. Hukukçu olmak, dünyada ve özellikle yaşadığın ülkede meydana gelen olaylara farklı gözlerle bakmanı sağlıyor.

Psiklojide algıda seçicilik adı verilen bir durum var. Çevrede meydana gelen, olaylardan ya da nesnelerden bir ya da birkaçına dikkati yöneltmeye sebep olur. İşte hukukçu olunca böyle oluyor…

Çevrede meydana gelen olaylara hukuksal gözle bakıyorsun. Mesleğe bağlılığın arttıkça eleştirel gözün açılıyor ve ne kadar da sevsen ülkende meydana gelen hukuka aykırılıklar seni üzüyor.

Peki beni üzen şeyler neler?
Öncelikle çok tartışmalı bir Cumhurbaşkanlığı seçim süreci yaşadık.

Hayatımda ilk defa, sağın ve solun bu kadar ayrıştığını, milli kökenlerin bu kadar ortaya konduğunu, insanların ırkçılıkla birbirlerini suçladığını ve hatta ırk ayırımı üzerinden siyaset yapılmasının hoş karşılandığına tanık oldum.

Bu beni çok korkuttu. Kıbrıs Türk Toplumu, siyasi açıdan hoşgörülü, her türlü fikre açık dünyaya örnek olabilecek bir toplumken siyasi yozlaşmanın içine doğru itilmeye başlandı.

Durum böyle devam eder, önlem alınmazsa bizi, hem toplumsal hem de hukuksal açıdan çok kötü günler bekliyor…

Sonra, Kurultay krizi… Adaylar seçimden çekildi ya da seçimden çekilmeye teşvik edildi (!). Siyasi Partiler Yasası, Parti Tüzüğü hükümleri uygulanmadı…

Hükümetsiz kaldık… Hükümeti kimin kuracağı, kiminle kuracağı yeni bir krize sebep oldu. Hukuken üzerine söylenebilecek çok şey var. Ama en kötüsü bir ülkenin hükümetinin kurulamaması.

Siyasi çıkarlar o kadar gün yüzüne çıktı ki memleket sevgisi ayaklar altına alındı. Herkes çıkarının peşine düştü ve biz bir kaosa doğru sürükleniyoruz. Genel seçim konuşulmaya başlandı.

Ülke bir seçimi daha kaldırır mı? Seçime gitsek birşey değişir mi? derken, ‘Başkanlık sistemine geçelim bu dertten kurtulalım’ söylemleri duyulmaya başlandı. Oysa, dünyada yaşanan gelişmeler başkanlık rejiminin faydası kadar zararının da olduğunu bize gösterdi.

Biz, başkanlık rejimini sürdürebilecek siyasi bilince sahip miyiz? Bu hiç tartışılmadı. Bence sahip değiliz. başkanlık rejimi bize göre değil. Ülke yönetimini hatırla gönülle yapan bir toplum tek kişinin iki dudağı arasına bırakılmamalı…

İskele’de arazi krizi yaşandı. İmara açık olmayan bir arziye imar izni verildiği iddia edildi…

Ve son bomba; Polis Genel Müdürlüğü’nün yaptığı terfi sınavları yine mahkemelik oldu.

Sözlü sınavın, usulüne uygun olarak yapıldığını düşünmeyen polis müfettişleri, baş müfettişleri ve müdür muavinlerinden birkaç kişi mahkemeye başvurarak yürütmeyi durdurma talep ettiler.

Davalar bugün görüşülmeye başlanıyor. Sonucu ne olur bilinmez ama yıllardır tartışılan Polis Terfi Sınavlarının hukuka uygunluğu yine tartışılacak.

Aslında burada, en önemli sorun Polis Yasası’nda ve ilgili tüzüklerinde sözlü sınav ile ilgili yapılan düzenlemeler. Bilindiği üzere sözlü sınav, ne kadar objektif yapılırsa yapılsın her zaman şaibeye sebep olur.

Zira, sözlü sınavda sınavı yapan kişinin takdir yetkisini kullanma usul ve şartları sınırlanmadığı sürece kötü niyete açık bir silah gibi kullanılma tehditi yaratır ve davalara neden olur.

Polis Teşkilatı yıllardır yaptığı sınavlar nedeniyle dava ediliyor. Birçok dava kaybetti. Davalar devam ettiği sürece, diğer terfiler de yapılamadığından, bu durum atama bekleyen tüm polis mensupları açısından hak kaybının yaşanmasına, terfilerini hiç alamama ya da geç alma sorunlarıyla karşılaşmalarına sebep oluyor.

Oysa, KKTC’nin en güvenilir kurumu olarak gösterilen Polis Teşkilatı’nın kendisi de hukuk fakültesi mezunu ve eski bir öğrencim olan genel müdürünün bu konuda çok hassas davranmasını beklerdim.

Umarım en kısa zamanda, teşkilat içinde yaşanan tüm bu sıkıntılar ortadan kalkar, küskünler barışır ve eski huzurlu çalşma ortamına geri dönülür.

Sözün kısası, Hukuk Herkese Lazım. En çok da bize…









Başa dön tuşu