Köşe Yazarlarımız

Zaten Ölecekti!





Covid-19 nedeniyle can kaybımız 10’a ulaştı. 10 can kaybettik. Birileri annesini, babasını kaybetti. İçim acıdı, yüreğim burkuldu…

En çok da ölüm haberinin veriliş şekli canımı yaktı…

Ölenlerin hiçbirini tanımıyordum. Ancak, bir annenin bir babanın kaybedilmesinin acısını çok iyi biliyorum. Anne ve babamı, bir yıldan kısa bir zaman içinde ardı ardına kaybettik. Babamı, ani bir kalp krizi sonrasında kaybettik. Annem hastaydı. Uzun zaman hastalığı ile savaştık ancak başaramadık.

İkisi için de hastanenin yoğun bakım kapısında beklerken umudumuzu hiç kaybetmedik, son ana kadar umut hep vardı.

Ölüm haberlerini bize veren kimse de “zaten ölecekti” diye birşey söylemedi, böyle birşey algılamamıza neden olmadı. Ölüm haberlerini aile olarak ilk önce biz öğrendik.

Oysa, Covid – 19 nedeniyle ölüm haberlerini okurken durum tam tersi bir durum karşımıza çıkıyor. Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı ruhsuz haberleri okuyorum ve kanım donuyor.

Hayatını kaybeden hastanın tüm hastalıkları birtamam sayılıyor.

Yani demek isteniyor ki, Covid-19 olmasaydı da ölecekti. Evet, herkes birgün ölecek! Bir takım kronik hastalıklar, Covid-19’un atlatılmasını engelliyor ya da iyileşmeyi zorlaştırıyor.

Bu konuda, doktorların ve diğer sağlık çalışanlarının canla başla çalıştıklarını da biliyoruz. Ama, hiçbir ölüm haberi “zaten ölecekti, sadece bu biraz erken oldu” mesajını içermemeli.

Ölenin, birilerinin annesi – babası, çocuğu ya da herhangi bir tanıdığı olduğu unutulmadan haberlerinin yapılması gerekiyor.

Verilen haber sadece bir vaka haberi değil. Küçük bir toplumda gerçekleşen bir ölüm haberi… Haberin bu şekilde verilmesi manevi açıdan büyük bir yara açarken halihazırda kronik hastalığı olan kişilerin morallerini de bozuyor.

Yaşama tutunmak için bir yol arayan kişilerin bu tür haberleri okumasının manevi açıdan çökertici olduğu da göz ardı edilmemeli.

Bilgilerin bu şekilde ifşa edilmesi aynı zamanda suç da oluşturuyor. Kişisel Veriler Yasası’na göre hassas kişisel veri olarak nitelendirilen bir kişinin sağlık geçmişi ve tüm kimlik bilgileri ailesinin rızası almadan açıklanıyor.

Sağlık Bakanlığı suç işliyor.

Sağlık Bakanlığı, kendisi Kişisel Veriler Yasası’na ve hastanın mahremiyet hakkına saygı göstermezken başkasından nasıl hukuka uygun davranmasını bekleyeceğiz?

Bu, yetmezmiş gibi aile yakınları ölüm haberini medyadan öğreniyor. Covid – 19, bulaşıcı ve tehlikeli bir hastalık olduğu için yeni vakaların ve bu vaka nedeniyle yaşanan kayıpların anbean Sağlık Bakanlığı’na bildirilmesi gerekiyor.

Ancak, bu bildirimle eş zamanlı olarak hatta bu bildirimden önce ailenin haberdar edilmesi hem ahlaki açıdan hem de hukuksal açıdan gereklidir.

8 Ocak tarihinde Covid 19 nedeniyle ölen hastanın yakınları, olayı sosyal medyadan öğrendiler. Bu kabul edilebilir bir durum değil.

Düşünün, anneniz yoğun bakımda hayat savaşı veriyor. Siz, yüreğiniz ağzınızda bekliyorsunuz. Vakit geçirmek için sosyal medyayı açıyorsunuz ve anneninizin ölüm haberi karşınıza çıkıyor. Hem de haber, Sağlık Bakanlığı tarafından veriliyor.

Bırakın hukuku, ahlakı, insani açıdan ne kadar yanlış bir durumla karşı karşıya kaldığımızı anlayabiliyor musunuz? Ailenin yaşadığı şoku düşünebiliyor musunuz? Ben düşünemiyorum. Öyle bir acı yaşamayı hiç kimse haketmiyor.

Devletin, politikalarının yetersizliği, kurumsallaşmamanın bedeli her yaşadığımız olayda biraz daha karşımıza çıkıyor. Vatandaş olarak çok şey istemiyoruz.

Anayasamızda yazdığı gibi insan haklarına ve hukuka saygılı bir ülkede yaşamak istiyoruz. Yakınlarımızın ölüm haberlerini, “zaten ölecekti” şeklinde bir basın açıklaması sonucunda sosyal medyadan öğrenmek istemiyoruz.











Başa dön tuşu