Köşe Yazarlarımız

Bir ihtimal daha var…





Bir İhtimal Daha Var…

Covid-19 nedeniyle dün iki kayıp birden verdik. virüs bizden iki can birden aldı.

Biri, 56 yaşında ve kronik hastalığı olan bir hasta iken, diğeri henüz 40 yaşında ve bilinen herhangi bir rahatsızlığı olmayan biriydi. Toplam kaybımız, 14 oldu… Canımızdan, 14 can gitti…

Özellikle 40 yaşındaki hastanın ölümü herkesi şok etti.

13 Ocak’ta, hasta kendi sosyal medya hesabından, Covid pozitif çıktığını duyurmuştu ve tam on bir günde hayatını yitirdi.

Bu ölüm, daha öncekilere benzemiyordu. Yetkililerin, “zaten ölecekti” içerikli haberlerine uymuyordu… Ne bir kronik hastalığı vardı ne de yaşlıydı. Ama, covid ona bir istisna tanımadı. Onun da canını aldı.

Ve biz, bir anda neye uğradığımızı şaşırdık.

Artık, gençlerin de ölebileceğinin farkına vardık. Günlerdir söylediğimiz gibi artık etkin önlemlerin alınması gerekiyor. Bu, hem kişisel olarak bizlerin hijyenik önlemleri almamız ile hem de devletin cesurca tedbirler alması ile başarılabilecek uzun bir yol.

Temaslı takibi de bu aşamada çok büyük önem arzediyor. Sağlık Bakanlığı ekipleri, temaslıları tespit etmek için büyük bir emek veriyorlar.

Hastaların çoğunluğu sağlık çalışanlarına yardımcı olurken bir kısım hasta temaslılarının ismini vermekten çekiniyor.

Bu çekincenin altında, bir takım sebepler yatabilir ancak bunlardan en önemlisi Covid – 19 temaslısının karantinada geçirdiği sürenin sosyal sigorta kapsamında değerlendirilmemesidir.

Hal böyle olunca, özel sektör çalışanı karantinada geçirdiği sürede maaş kaybına uğrayacağından kendini gizliyor ve hastalığın yayılmasına sebep oluyor.

Bulaşıcı Hastalıklar Yasası’na göre, Covid – 19 gibi tehlikeli bir hastalığın gizlenmesi suç olarak öngörülmüştür.

Dolayısıyla, hastaların ve temaslıların bu tür bilgileri saklamaması hem cezai yaptırıma uğramamaları hem de halk sağlığını tehlikeye sokmamaları açısından önemlidir.

Ancak, bir de işin diğer yüzü var.

Temaslı, karantinada geçiridiği süre boyunca maaşından mahrum kalacağı için geçindirmekle yükümlü olduğu ailesinin ve kendisinin durumu ne olacak?

Devlet bu konuda bir çözüm getirdi mi?

Tabiki HAYIR.

Covid -19’dan kaynaklanan birçok meselede olduğu gibi Devlet bu konuda da sessiz kalıyor. Böylece aslında hastalığın yayılmasına kendisi de sebep oluyor.

Covid -19 vakalarının ve buna bağlı olarak ölüm olaylarının artmasındaki bir diğer sebep ise Devletin bu yönde sürdürülebilir bir politika oluştumamasıdır.

Önce, karantinasız girişlerin açılması, daha sonra da 3 günlüğüne gelenlerin karantinasız girişlerine izin verilmesi adadaki vakaların artmasına neden oldu.

Vakaların artması ile Covid’e bağlı ölüm olayları da artmaya başladı. Bu durumda, yapılacak en iyi şey bir bilim kurulu olan Bulaşıcı Hastalıklar Üst Kurulu’nun kararlarını ivedilikle uygulamaktır.

Ancak, biz bu kurulun aldığı kararları uygulamak yerine yine bir kaos yarattık ve 45/2018 sayılı Bulaşıcı Hastalıklar Yasası tahtında kurulan Bulaşıcı Hastalıklar Üst Kurulu’nun almış olduğu kararların hüküm ve sonuçlarını ne zamandan itibaren doğuracağı ile ilgili olarak bir yetki karmaşası çıkardık..

Bulaşıcı Hastalıklar Üst Kurulu, Sağlık Bakanlığı Müstaşarı başkanlığında toplanır.

Kurul, tehlikeli ve bulaşıcı hastalık olarak ilan edilen bir hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla bir takım kararlar almaya ve önerilerde bulunmaya yetkilidir.

Söz konusu kararlar, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanan üyelerin, salt çoğunluğuyla alınır. Alınan kararlar, Başkan tarafından imzalandıktan sonra gereği yerine getirilmek üzere ilgili birim veya birimlere ve diğer komitelere iletilir.

Yasada üst kurulun almış olduğu kararların herhangi bir makam ya da kişinin iznine tabi olduğuna dair hüküm bulunmamaktadır.

Ancak, kurul karar almak yerine öneri de bulunmuşsa bu durumda son söz sahibi Başbakan başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’ndadır.

Tam da bu nokta dabir kaos yaşanıyor. Kurulun, açıklamalarından neyin karar neyin öneri olduğu anlaşılamıyor.

Çünkü sokağa çıkma yasağı gibi bir takım kararları almak sadece Bakanlar Kurulu’nun yetkisinde iken kurul açıklamalarından, sanki kurulun da bu konuda karar alma yetkisi varmış gibi bir algı ortaya çıkıyor.

Bu nedenle, söz konusu açıklamalar yapılırken kararlar ve önerilerin ayrı ayrı sunulması halkın aydınlatılması ve kafa karşıklığının ortadan kalkmasını sağlayacak ve güvensizlik halini ortadan kaldıracaktır.

Öte yandan, üst kurul bir karar aldığı zaman, bu karar düzenleyici işlem olarak kabul edildiğinden yani yetkili makam tarafından alınan soyut, nesnel ve herkes için geçerli genel hükümler içeren, uyulması zorunlu hukuksal kurallar içerdiğinden Resmi Gazatede yayınlanması gerekmektedir.

Nitekim, Anayasa’nın 161. Maddesine göre düzenleyici işlemlerin resmi gazetede yayınlanmadan yürürlüğe giremez. Resmi Gazete ise Başabakanlığa bağlı olmasına rağmen, Başbakanın üst kurulun kararlarını yayınlamama ya da bunlarda değişiklik yapma yetkisi bulunmamaktadır.

Bakanlar Kurulu’nun 45/2018 sayılı Yasa’dan kaynaklanan sadece iki yetkisi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, bir hastalığı tehlikeli ve bulaşıcı hastalık olarak ilan etmektir.

Diğeri ise, tehlikeli ve bulaşıcı hastlalık olarak ilan edilen bir hastalıkla ilgili olarak tek yetkisi Bakanlar Kurulu’nun, Resmi Gazete’de yayımlayacağı bir kararla, ülke içindeki veya dışındaki herhangi bir bölgeyi enfekte olmuş bölge olarak ilan edilmesi ile ilgilidir.

Uzun lafın kısası, bir ihtimal daha var; o da hukuka uygun davranmak…









Başa dön tuşu