Köşe Yazarlarımız

Basın ne işe yarar ve 80 sonrası çarpılma…





Toplumun devlet kurumlarını kendisinin yerine izleyecek gözlere ihtiyacı vardır. Basın toplum adına denetleme görevini yerine getirir

Eray Yılmaz’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan ve Devrimci Gazeteci Veli Yılmaz’ın yaşamını anlattığı kitapta, kâğıt fiyatlarının serbest bırakılması ertesinde medyanın kimyasındaki değişimleri eleştirisel bir şekilde özetlenir.

Numaralayarak aktarıyorum :

1- 12 Eylül rejiminin bir diğer önemli ve belki de temel özelliği hemen tüm iktisadî alanda yapmak istediği gibi tekelleri ve büyük sermayeyi toplumsal ve iktisadî yaşamda tartışmasız egemen kılmaktı.

2- Basın da bu siyasetin bir unsuru olmuş, 1990’lara varıncaya kadar basındaki geleneksel aile ilişkileri, örgüt ilişkileri kırılmış, büyük sermayenin meydana getirdiği tekellerin egemenliği kurulmuştu.

3- Kâğıt fiyatlarının devlet desteğinden çıkarılarak arttırılması, tüketimin arttırılmasıyla büyüyen reklam gelirlerinin ağırlıklı bir biçimde tekeller arasında paylaşılması,

4- Gazete satış rakamlarının arttırılması yolunda giderek promosyoncu gazeteciliğin, magazin ve boyalı basının öne çıkarılması, ekonominin tartışmasız, salt rakamlara dayanan liberal bir biçimde değerlendirilmesinin hakim kılınması, gazetelerin holdinglerin bir yan unsuru hâline dönüştürülmesi basın tekelleşmesinin göstergeleriydi.

5- Artan basım-yayın masraflarına yayın dağıtım şirketlerinin de büyük sermayenin tekeline geçmesi ve muhalif basının dağıtım imkanının zorlaşması da eklenince sosyalist-radikallerin gazete ve süreli yayın çıkarması zorlaştırıldı.

Bu tespitleri medya grupları ve gazeteler üzerinden daha detaylı inceleyeceğiz.1980 sonrası ağır çarpılmaları göreceğiz. Tekelleşme ile medyanın asıl görevinden daha da hızla uzaklaşmasının nedenlerini hatırlayacağız.

Ancak önce basının işlevini ve asıl görevini hançerlenmemiş ve ihanete uğramamış hâliyle kısaca yeniden anımsatmak gerekiyor…
Buna bugün dünden çok daha fazla ihtiyacımız var.

***

Bütün demokratik ülkelerde hiç şüphesiz basın kamuoyunun oluşumunda en etkili araçtır.

Demokratik rejimlerde, halkın haber alma hakkı, tarafsız bir biçimde bilgilendirilmesi ve kamuoyunun özgürce oluşması amaçlanır.
Basının objektif ve doğru haber sunması hayatiyet kazanır.

Basının topluma vermiş olduğu haberlere ön yargı ve yorum katmaması, basın meslek ilkelerine bağlı kalarak yayın yapması ön kabuldür.
Sorunların tespiti ve çözümü de bunu gerektirir.

***

Toplumun demokratik sistem içerisinde kendisini yönetecek kişileri isabetle seçebilmeleri bilgi edinme ihtiyacını doğurur, bu ihtiyacı da basın karşılar. Basın seçmenlerin kendilerini yönetecek kişileri tam bilgi sahibi olarak seçmelerini de sağlar.

Yasama ve yürütmeyi oluşturan politikacıların seçilmesi ve iktidara gelmesinde, basın toplumu bilinçlendirici rol oynadığından objektiflik ilkesine bağlı kalmak şarttır.

***

Toplumun devlet üzerinde bireysel denetimi her zaman mümkün olmaz. Toplumun devlet kurumlarını kendisinin yerine izleyecek gözlere ihtiyacı vardır. Basın toplum adına denetleme görevini yerine getirir.

Toplumun gözü, kulağı, dili olarak denetleme işini üstlenir.

Basının dördüncü güç olarak tanımlanması bundandır.

***

Nasıl ki üç büyük güç olan; yasama, yürütme ve yargı, işleyişlerini düzenli olarak yerine getirmediklerinde sosyal sistemde problemler meydana geliyorsa, dördüncü büyük güç olan basın da doğru ve objektif haber verme işlevini yerine getirmezse, sistemde aynı problemler meydana gelir.

***

Demokratik bir toplumda: Demokratik katılım açısından insanların olumlu veya olumsuz pek çok bilgiye ihtiyaçları bulunur, bu katılımın gerçekleşmesi için gerekli olan haber ve bilgilerin sağlanması konusunda görev basına düşer.

Toplumsal yaşamda kaliteli bilginin sağlanmasının temel şartı, hür ve bağımsız bir basının olmasıdır.
Demokratik yönetimlerde sistemin sağlıklı işleyebilmesi, basının engellemelere maruz kalmadan haber ve bilgileri olduğu gibi sunmasına bağlıdır.

Medya haber ve bilgileri doğru bir şekilde vererek demokratik kamuoyunun oluşumuna yardımcı olur.

***

Bize ne kadar yabancı değil mi?

Çünkü Şark’ta ve baskı rejimlerinde medyanın mutlak bir şekilde ele geçirilmesi ve sahibinin sesi olması istenir.





Başa dön tuşu