Köşe Yazarlarımız

Bir Ay Nedir ki?





Lisede okurken, üç aylık yaz tatili hızla geçip giderdi ama iki haftalık sınav dönemi bir türlü bitmek bilmezdi.

Zamanın bu ufak oyununu ilk o zaman fark etmiştim.

Ama askerliğimi yaparken izinlerin başlamadan bittiğini görünce yine de şaşırmıştım. Hele de terhis edilmeme sayılı günler kaldığında, zamanın nasıl hiç geçmediğine anlam veremedim…

Bu durum hepimizin başından geçmiştir…

Üstelik zaman sadece keyif alınan veya sıkıcı konulara göre de hızlanıp yavaşlamaz! İşkencede geçen 1 saat ile tatilde geçen bir hafta eşittir.

Yorgun argın eve dönerken, bir banyo yapıp ayaklarımızı uzatmayı beklerken geçen süre bir türlü bitmek bilmez mesela!

Zaman sıkıldıkça, yaşlandıkça, acı çektikçe, yoruldukça, heveslendikçe uzayan bir şeydir!

Bütün ömrü boyunca çalışmış, emekliliğine bir ay kalmış bir insan için; o bir ay uzundur, çok uzundur! Herhangi bir insanın bir ayı gibi geçmez o son bir ay…

O bir ay yavaş geçer, yorucu geçer, boğucu geçer, bir türlü bitmek bilmez şekilde geçer…

Emekli olabilmek için 9000 gün prim yatırması, 25 yıl çalışması gereken birisi için bugün hiçbir anlam ifade etmeyen 30 gün; 9970. gün geldiğinde uzar da uzar!

Bütün bunları niye yazıyorum?

Bütün bunları yazıyorum çünkü, UBP-DP-YDP azınlık hükümeti sokağa çıkma yasağı ilan ederek herkesi eve tıktığı günler için tüm sigortalı insanları işten durdurdu!

Hem de işçi, esnaf, işveren demeden herkesi durdurdu! Üstelik kimsenin haberi olmadan durdurdu! İşverenleri bile işten attı hükümet.

Sonra da sokağa çıkma yasağı olduğu için işten durdurduğu aynı insanları, emekli olabilmek için bir ay daha fazla çalışmak zorunda bırakan bir karar aldı!

Bu karar her türlü yasaya, adalete, aklınıza gelebilecek her mantıklı fikre aykırı bir karar! Mesela 2020 yılında gerçekleşen birinci sokağa çıkma yasağında geçen süreler emeklilikten sayılmıştı.

Aynı işyerinde çalışan aynı insanlar, aynı sokağa çıkma yasağı 2021’de tekrarlanınca; bu kez emeklilikten sayılmayacak şekilde işten durduruldular! Bu mantıklı mı sizce?

Dahası var! Aynı hükümetin sokağa çıkma yasağı kararı nedeniyle işine gidemeyen sigortalı memurlar işten durdurulmadı!

Aynı hükümetin pandemi önlemleri nedeniyle işine gidemeyen sigortalı öğretmenler işten durdurulmadı. Ve öğretmenler ile memurlar daha geç emekli olmayacakken, özel sektörde olanlar bir ay daha geç emekli olacaklar!

Bu yasal mı sizce?

Düşünün ki aynı yaşta olduğunuz bir lise arkadaşınız var! Düşünün ki aynı gün işe giriyorsunuz. Biriniz özel sektöre giriyor, biriniz devlete!

Aynı sürelerde çalışıyorsunuz, ikiniz de emeklilik için aynı yasaya tabisiniz, ikiniz de iş değiştirmiyor, ikiniz de işinize hiç ara vermiyorsunuz!

Aradan 25 yıl geçiyor! Aynı gün işe girdiğiniz ve devlette çalışan arkadaşınız emekli oluyor. Ama özel sektörde çalışan siz, bir ay sonra emekli olacaksınız! Bu adil mi sizce?

Hepsini geçtim, UBP-DP-YDP azınlık hükümetinin herhangi bir kötülüğü, herhangi bir fenalığı artık normal geliyor da; adaletten, emekten, yasadan, vicdandan dem vuranların suskunluğu anlaşılır gibi değil!

Yani hemen her konuda vicdan kasan; çöplüğe atılan hayvanlar, Türkiye’de yürürlükten kaldırılan İstanbul Sözleşmesi, Latin Amerika’da coplanan halk ile ilgili günlerce tepki veren insanlar; böyle bir haksızlık karşısında neden sessiz?

İnsanın yapacak hiçbir şeyi olmadığı, üstüne hiçbir sorumluluk yüklemeyecek, kendisinden hiçbir görev beklenmeyecek konularda konuşması çok daha rahat olduğu için mi acaba?

Yoksa bu çok vicdanlı halk, iyice emekçi düşmanı mı oldu?

Bir şirket yemeğindesiniz veya bir öğrenci yemekhanesinde. Sizin önünüze tıka basa dolu bir tabak getirip koyuyorlar. Yanınızdaki insana da iki zeytin, bir dilim de ekmek veriyorlar.

Evet siz bunu istemediniz, evet bu kararı alanları siz de eleştiriyorsunuz, evet sizin tabağınızdaki azalınca onun tabağındaki artmayacak, evet o dolu tabak hakkınız, evet sadece sizin değil herkesin tabağının dolu olması gerek.

Ama hiç sesininiz çıkarmaz, tabağınıza yumulursanız, kusura bakmayın ama kabahat sizde demeye de dilim varmıyor ama “kabahatin birazı da” sizin canım kardeşim!

Özel sektörde çalışan on binlerce insan bugün iş kaygısıyla, örgütsüz olduğu için, yaşam gailesine düştüğünden sesini çıkarmıyor diye; onları yok sayanlar büyük bir yanılgı içindedirler.

Bugün susan o sessiz çoğunluk yavaş yavaş konuşmak için hazırlanıyor! Ve onlar konuştuğunda; gök gürleyecek, yer sarsılacak, bu haksızlıkları yapanlarla bu haksızlıklara susanlar, kendilerine kaçacak delik arayacak!

Vicdanınız yoksa korkunuz olsun, çünkü bu zulmü yaşayanlar o gün geldiğinde kimsenin gözünün yaşına bakmayacak…

Benden söylemesi…







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu