Köşe Yazarlarımız

Toz Bezi





Gezi parkı davası başladığında Çiğdem Mater Almanya’daydı. Davalara katılmak için ülkesine geri dönmüş, gezi direnişiyle ilgili hiç çekmediği bir film gerekçe gösterilerek tutuklanmıştı. 

Akp’li Yeşilyurt Belediyesi Almanya’ya 45 kişi göndermiş 43 kişi bir daha geri dönmemişti. 

Çiğdem Bakırköy Cezaevine gönderileceğini bile bile dönmüştü. 

Bunu bilecek kadar zekiydi. 

Hayatta her şeyin bedeli olduğu kadar kötülüğün de iyiliğin de bedelleri oluyor. 

İnsanoğlu bütün korkusunu hürriyetinin üzerine yerleştirirmiş. 

İnsanın hürriyeti kadar korkusunun da hür olduğu gibi, aslolan, akılcı, en temel değer iyiliktir. 

Çünkü hürriyetin karşısında hiçbir ayrılacalıklı olay ve insan olmadığı gibi, korkunun da kaybedecek şeyi olan insanları esir alma biçiminde benzer bir huyu oluyor. 

Umutsuzluk her nasıl tadı çıkarılamayacak bir his bir duyumsa. İçimizden gelen bir his olan umutsuzluk yerine, tadı çıkarılabilen neşe ve hüznün sabaha kadar dans ettiği anları andıran hayatımızın bütünde, tıpkı umut, neşe ve hüzün gibi dışarıdan gelen hisler yerine bireysel olarak umut olmayı tercih etmek, zannımca iyiliği örgütlemenin en güzel yoludur. 

Kötülüğün bedeli yerine, iyiliğin bedelini ödemeyi göze almak, zifiri karanlıkta bir ışık değneği olmayı yeğlemek, insan olmanın gündeliği, en hoş direnişidir. 

Çiğdem direniş ve mücadele nedir, hukuksuzluğu yaşamak nedir iyi biliyordu. 

Genlerinde vardı. 

Annesi Nadire Mater Mehmedin Kitabı isimli kendi yazdığı kitap nedeniyle yargılanmış beraat etmiş, kitap İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fince,  Yunanca’ya çevirilmiş, Sertel Demokrasi Ödülü almıştı. Annesi aynı zamanda bianet.org’nin de kurucusuydu. Bırakalım şimdiyi 1997 Türkiye’sinde bianet gibi hak haberciliği, yurttaş haberciliği yapmak için Bağımsız İletişim Ağı kurmak kimselerin göze alacağı şey değildi. Analı kızlı yaşadıkları yeri göze alacak kadar seviyorlardı. İnsan yaşadığı yeri göze alabilmeli. 

Toz Bezi filminin de yapımcısıydı Çiğdem. Film, İstanbul’a göç etmiş, evlere temizliğe giderek hayat mücadelesi veren iki kadının hikayesini konu ediyordu. Cebindeki parayı göç etmiş iki temizlikçi kadının hayatını konu eden filme yatırması bizim gibi ülkelerde görülecek şey değildi. Yedi filmin yapımcılığını yapmıştı Çiğdem. Uluslararası ödüller almış, Çinli yönetmenle bile çalışmıştı. Bağımsız sinema zor iştir. Gişe yapamazsın, filmini bırakalım arkadaşlarını, annen baban dahi izlemez. Tek bir amacın vardır. Dünyaya kendi sözünü söylemek. Kendi sözünü söylemek kadar keyiflisi var mıdır şu dünyada? Söylenmeyeni, yüz çevirileni söylemek istersin. 

Çiğdem ABC News, SKY News, Fransız ARTE gibi basın yayın kuruluşlarında çevirmenlik, yapımcılık, muhabirlik yapmıştı. Ülkesinin münevveriydi. İnsanın kendi ülkesinin sınırlarının dışında tanınması herkese nasip olmaz. 

Sadeliği, hiçliği en çok faşistler sever. Hayatımızın renkli olmasına karşılardır. 

Solun kaybettiği o anlara, içinize kapandığınız, küskün, bir o kadar umutsuz, zor günlerden geçen renksiz hayata bir bakın. 

O en zor anda ne zaman bir tiyatro oyunu, bir festival, bir film, bir direniş çıka gelse, hayat tıpkı çiçekleri doğuran arıların gücü kadar renklenir, kuşlar doğurur, rüzgarlar kara bulutları kaybeder, güneş cömerteleşir, cömertleştikçe mavi gökyüzünde hayal kurduran beyaz bulutlar belirir, yıldızlar daha bir parlak, soyunur dökünür, yine dalına çiçek durur. 

Çiğdem’in şimdiye kadar yaptıklarına bakıyorum da, ürettikleriyle hayatımızı bu denli renklendiren bir kadının faşizm tarafından hedef alınması çok normal. 

Normal olmayan bu hakimlerin verdikleri karar gereği ceza almamaları. 

Normal olmayan Çiğdem’in duyulmayan sesi. 

Çiğdem’i bir de halk mahkemesine çıkarmak gerekir. Bakın ne diyor Çiğdem son savunmasında; 

Film çekmek suretiyle Türkiye Cumhuriyeti hükümetini devirmek suçu işlediğim iddia ediliyor. Kaldı ki bu film çekilmemiş bile. Böyle bir film yapmış olabilirdim. Ve bu filmin konuşulacağı yer mahkemeler değil sinema salonları olurdu. Zira film yapmak suç değildir. Sonuç olarak karanlık bir dönemin karanlık insanları tarafından dinlenen telefon konuşmaları ve çekilmemiş bir filmden ibaret olan, yasal dayanaktan yoksun iddialarla yargılanıyorum. 











Başa dön tuşu