Köşe Yazarlarımız

J.ROGERS – MR.BARS & MRS.ROBİNSON…!!!





Yazının başında söyleyeyim, Jale Refik Rogers ve Ayşegül Baybars’ın “normal şartlarda” ve Meclis geneline nispeten Meclis’te olması gerektiğine inanlardanım…

Mrs. Robinson seçilmediği için o konuda yorum yapamam…

Ama bu inanç, “Her türlü ve her şekilde” Meclis’te olmaları gerektiği anlamı taşımaz.

Bunun birinci sebebi; partilerinin “gayri meşru” ilan ettiği mevcut üçlü hükümetin varlığı,

İkinci ve en önemli sebebi de; HP Parti Meclisi’nin “oy çokluğu” ile aldığı “sine-i millet” kararı.

Ki bu karar alınırken her ikisi de oylamaya katılmıştır.

***

Oylamaya katılmak demek, o oylamanın neticesini kabul etmek demektir, nokta…

Siyasi parti ne demektir…???

Basitçe söylersek; benzer siyasi görüşleri paylaşan kişilerin, bir ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak üzere kurdukları örgütlere verilen isimdir.

Kurultay yapılır, parti Başkanı ve yönetimi, üyelerin seçimi ile belirlenir ve yasalar çerçevesinde kendi parti tüzüğü doğrultusunda kararlar alınır ve uygulanır.

Kurultaydan sonra da bir partinin en yetkili karar alma organı, o partinin Parti Meclisi’dir.

***

Örneğin; RTE’nin KKTC ziyaretinde Meclis’te yapacağı konuşmaya katılıp, katılmama konusu CTP Parti Meclisi’nde görüşülmüş ve Genel Başkanın muhalefetine rağmen Parti Meclisi katılmama kararı almıştır.

Bu durumda Tufan Hoca çıkıp da “Ben bu kararı tanımıyorum, tek başıma gidip oturuma katılacağım” mı dedi…???

Şöyle basit bir soru soralım;

KKTC seçim sisteminde bir kişinin partisiz ve örgütsüz, yani bağımsız olarak milletvekili seçilme şansı yüzde kaçtır…???

Cevap; yüzde sıfır…

Milletvekili seçileceğinizde “Partim, partim, partim”

Milletvekilliği biteceğinde ise “Ben, ben, ben”…

E olmaz…

***

Yani eğer siyasete atılıp vekil olmayı düşünüyorsanız, mutlaka bir partiye katılıp, o örgüt ile yola çıkmalısınız çünkü ancak o örgütün sayesinde vekil seçilebilirsiniz.

Bu ne demektir…???

Herhangi bir siyasi karakter, konumu ne olursa olsun, bağlı olduğu siyasi partiden daha büyük ve daha önemli değildir.

Çünkü biri kişisel, diğeri ise kurumsaldır.

Ama bu durum sizin siyaset yapma özgürlüğünüze engel değildir.

Parti Meclisi’nin verdiği çoğunluk kararına katılmıyor musunuz…???

O zaman üç seçeneğiniz var

  • Çoğunluğun kararına saygı duyup o kararı kabul etmek ve kurultayda hesaplaşmak.
  • Söz konusu karar fikirlerinize ve inançlarınıza ters ise partiden istifa etmek ve size daha uygun bir partide siyaset yapmak.
  • Yeni bir parti kurarak siyaset yapmak.

HP’deki durum nasıl gelişti…???

Genel Başkan Kudret Özersay son kurulan hükümetin müdahale ile kurulduğunu ve meşru olmadığını dile getirdi. Ardından konu HP Parti Meclisi’ne geldi ve HP vekillerinin Meclis’ten çekilme seçeneği burada oylandı.

Oylama sonucu büyük orandaki oy çokluğu ile (Yüzde 71) Meclis’ten çekilme yönünde karar alındı, oylamaya her iki milletvekili de katıldı ve oy kullandı

Oylamanın hemen sonrasında ise önce Ayşegül Baybars Fransa’ya gitti, Genel Başkanın kararı açıklayıp istifa edeceği günlerde ise Jale Refik Rogers yurt dışına gitti.

Düşünüp birlikte karar vermek adına telefonlar kapandı, genel bir karartma uygulandı.

Ülkeye dönüşlerinde de karara uymayacaklarını açıkladılar.

***

Kim ne derse desin Özersay’ın istifa kararı çok cesurca bir karardır ve desteklenmesi gerekir.

Kabul edilir, edilmez onu bilemem…

Bu arada Mrs. Robinson çıktı ve “Kudret Özersay diktatördür” dedi.

Bildiğiniz gibi Mrs. Robinson’un eşi Mr. Robinson da daha önce partiden istifa etmişti.

Bu diktatör lafının, Mrs. Robinson’un isminin Başkanlık için geçmesinin ve eşi Mr.  Robinson’un partiden istifa etmesinin, yeniden vekil seçilememesi ile bir alakası kesinlikle yoktur…!!!

Buraya kadar partinin kendi içişleri olduğu için bizi pek de ilgilendirmedi.

Konu, TDP Genel Başkanı Mine Atlı’nın sırf kadın oldukları için bir destek açıklaması yapması ile tamamen başka bir yöne evrildi.

***

Ne dedi Mine Atlı…???

“Baybars ve Rogers erkek olsaydı HP sine-i millet kararı almazdı”…

Özetle, “Manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış gördün mü?” tadında saçma bir açıklama olmuş.

Bu açıklama için gazeteci dostum sevgili Ulaş BarışFacia bir yorum” derken, ben de pek alışılmadık bir kelime ile “Ürkünç” yorumunu yaptım.

Koyu bir feminist olan ve cinsiyet üzerinden siyaset yapılmasına en çok karşı çıkan sayın Mine Atlı, bu açıklama ile kendisi cinsiyet üzerinden siyaset yapmıştır, ironi de işte burada yatmaktadır.

Sayın Atlı’nın mantığı ile gidersek; TDP yarın yeni bir kurultay yapsa ve Atlı aday olduğu halde yerine bir “Erkek” aday Genel Başkan seçilirse durum şu mudur;

“Beni sırf kadın olduğum için seçmediler”…

Bu mudur yani…???

Evrensel demokrasi anlayışı konu kadın olunca ters mi işliyor…???

Bu yaptığınız cinsiyet üzerinden siyaset değil mi…???

Peki örgütlenme?

Siyasi parti?

Yetkili kurullar?

Çoğunluk kararı?

Parti disiplini?

Hepsinden vazgeçtim, ben siyasi partilerdeki kadın kotasına da karşıyım, bu bile başlı başına cinsiyetçi bir durumdur.

Bu kotadan dolayı özellikle UBP’de bazı “Bal yapmaz kelebekler “ mecliste boy göstermektedir

Kota koyacağınıza tüm adaylara IQ testi zorunluluğu koyun

Kadın dayanışması başka şey,

“Demokrasi” başka şey…













Başa dön tuşu